1 ... 20 21 22 23 24 25 26 27 ... 51

Darbe girişimi öncesinde - TüRKİye büYÜk millet mecliSİ fethullahçi teröR ÖRGÜTÜNÜN (fetö/pdy) 15 temmuz 2016 tariHLİ...

səhifə24/51
tarix08.04.2018
ölçüsü5.1 Mb.

Darbe girişimi öncesinde;

Şırnak İl J. K. lığı internet ihbar hattına 08 Haziran 2016 tarihinde bildirilen ihbar metninde; Kuzey Irak’ta kalan (3) Türk Vatandaşının, PKK Hakurk sorumlusu Müslüm İke ve Medya savunma alanları sorumlusu Fehmi Atalay’ın kendilerine;

“ABD ve NATO’nun kendilerine 2016 sonbaharında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın devrileceğine ilişkin söz verdiğini, Ya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinin bırakacağı ya da Gezi’den çok daha şiddetli bir ayaklanma ile gideceği, tabii ki bu işte Fetullahçılar’ın da kendileriyle olacağı, ayaklanmayı başlatacak olanların da PKK, 9 sol örgüt ve Fetullahçılar ile duyarlı halk kesimi olduğunu belirttiği.”

hususlarının yer aldığı tespit edilmiştir.

Darbe girişimi sonrasında;

PKK terör örgüt mensupları tarafından gerçekleştirilen telsiz konuşmalarında, 16 Temmuz 2016 tarihinde Rojhat Ç/A terörist tarafından muhtemelen halk savunma merkez karargâhından verilen notun iletildiği, bu kapsamda;

“Bugünden (16 Temmuz 2016) itibaren teröristlerin askerlerin faaliyetlerine karşı dikkatli olmaları ve askerlere karşı sıradan eylemlerin şimdilik durdurulması, Mahalleleri tutan polislere eylem yapılması, bahsedilen hususlar konusunda tüm terörist grupların hazırlıklı olmaları, Teröristbaşı Abdullah Öcalan’dan haber alınamadığı, durumunun tehlikede olabileceği, bu nedenle teröristbaşı hakkında resmi açıklama yapılana kadar halkın sokaklarda teyakkuz ve başkaldırı halinde olması için kışkırtılması”

yönünde talimatların iletildiği tespit edilmiş, ayrıca söz konusu not medya savunma alanlarına bağlı terörist gruplara da iletilmiştir.

18 Temmuz 2016 tarihinde Medya Savunma Alanları sorumlusu Amed Malazgirt (K) Fehmi Atalay adlı terörist tarafından, 15 Temmuz 2016 günü gerçekleşen başarısız darbe girişiminden sonra askerlere yönelik gerçekleştirilen muameleden sonra "ben asker olsam silahımı bırakıp PKK'ya teslim olurum" şeklinde ifadede bulunulduğu ve askerlerden terör örgütüne teslim olma girişimi olması durumunda herhangi bir olumsuzluğun yaşatılmayacağı yönünde bilgi ve talimatların iletildiği,

PKK/KCK Sözde Medya Savunma Alanları Karargâhı sorumlusu Fehmi Atalay ile Cilo Eyaleti sorumlusu Fatih Özden arasında yapılan 19 Temmuz 2016 tarihli muhaberede;

“Fehmi Atalay tarafından darbe girişimi sonrasında bölgedeki güvenlik güçlerinden ayrılmak isteyenlere istedikleri bölgeye gitmeleri garantisi verilerek örgüte teslim olmaları yönünde haber gönderilmesi, FETÖ/PDY adına darbe teşebbüsüne katılan (2) örgüt mensubunun (Rütbeli olduğu değerlendirilen ve açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen) silahlarıyla birlikte [ (2) G3 P.Tf., (1) telsiz] Şırnak/Uludere bölgesinden Kuzey Irak’a geçtikleri”

bilgileri elde edilmiştir.

DEAŞ terör örgütü ile FETÖ arasındaki ilişki kapsamında;

DEAŞ terör örgütünün ülkemizdeki faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik yapılan çalışmalar sırasında, Suriye uyruklu Abu Haydar (K) Muhammed El Süleyman isimli DEAŞ terör örgütü mensubunun, 08 Temmuz 2016 tarihinde Şanlıurfa’da gözaltına alındığı, söz konusu şahsın ikametinde yapılan aramada; (12) adet canlı bomba yeleği için hazırlanmış RDX ve bilye ile desteklenmiş infilaklı fitil bağlanmış şekilde patlayıcı kalıbı, (6) adet araç altı mıknatıslı RDX ile güçlendirilmiş patlayıcı kalıbı ve elektronik başlatıcı düzenek, (1) adet AK 47 Kaleşnikof tüfek ve (4) adet dolu şarjör, (1) adet 9 mm susturuculu tabanca ve tabancaya ait dolu şarjör, (1) adet 7x65 mm tabanca ve tabancaya ait dolu şarjör, (1) adet canlı bomba yeleği ve intihar eylemlerinde kullanılan manuel fünyenin ele geçirildiği, şahsın yapılan ön sorgusunda;

“DEAŞ terör örgütünün talimatları doğrultusunda patlayıcı maddeleri yurdumuza soktuğu, Patlayıcılarla ilgili bilgileri Hüseyin İPEK isimli şahıs aracılığıyla Elvan Yüzbaşı olarak tanıdığı istihbarat görevlisine aktardığını”

bildirilmiştir.

Elvan Yüzbaşı olarak bilinen kişi hakkında yapılan araştırmada; söz konusu şahsın Şanlıurfa İl J.K.lığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli iken 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası FETÖ faaliyetleri kapsamında 28 Temmuz 2016 tarihinde Şanlıurfa’da gözaltına alınan ve bilahare tutuklanarak ihraç edilen J.Asb.Bçvş. İrfan Çetinkaya olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca;

“FETÖ/PDY örgütü adına darbe teşebbüsüne katılan (12) askeri personel ile (8) sivil ve (30) emniyet personelinin (rütbeli olduğu değerlendirilen ve açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen) yurt içinde güvenlik kuvvetlerine yakalanmamak amacıyla, Gaziantep ili Oğuzeli ilçesi Akçakoyunlu köyü Suriye sınır hattından, bölgede faaliyet yürüten kaçakçılar vasıtasıyla Suriye’de DEAŞ terör örgütü kontrolünde bulunan bölgelere geçme arayışı içerisinde oldukları, söz konusu firari terör örgütü mensuplarının sınırı geçmeleri halinde DEAŞ üyesi bir heyetin kendilerini karşılamak maksadıyla sınır bölgesinde hazır beklediği,

15.07.2016 günü darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY üyesi olduğu değerlendirilen bir kısım şahısların illegal yollarla Suriye’ye geçecekleri ve bu maksatla Suriye’de bulunan Rakka bölgesinde emir düzeyinde bir şahısla irtibata geçtikleri” yönünde istihbari bilgiler elde edilmiştir.

15 Aralık 2016 tarihinde Komisyona bilgi veren Sakarya İl Emniyet Müdürü Eyüp Pınarbaşı da, bu konuda şunları söylemiştir;260

“Darbeden bir hafta önce, Temmuz ayının 8’i, yani 08/07 tarihinde Şanlıurfa içinde bir Suriyelinin evine istihbarat birimimiz, terör birimimizle bir operasyon yaptık. “Ebu Haydar” isimli Suriyelinin evinde 2 tane canlı bomba yeleği -her şeyiyle tamam, sadece düğmesine basıldığında patlayacak şekilde, çok etkili- hatırımda kaldığı kadarıyla 2 tane kalaşnikof, 2 tane susturuculu tabanca, 6 tane de araçların altına konulan, yapışkan, mıknatıslı bomba ele geçirdik. Şahısların sorgusunda, efendim, herkesi şaşırtacak birtakım bulgulara ulaştık. “Ebu Haydar” denilen şahıs Türk muhaberatına çalıştığından bahsetti, onların bildiğinden bahsetti. Nasıl olur filan dedik. İlk başta tabii yine inanamadık ve bu, yerler tarif etti, kişi isimleri verdi, “Biz, bunları onların bilgisi dâhilinde götürüyoruz, ilgili yerlere aktarıyoruz, istenen yerlere götürüyoruz.” gibi ifade verdi. Ebu Haydar ifadesinde muhaberattan bahsedince kim olduklarını, ne olduklarını, nerede buluştuklarını sorduğumuzda, Ebu Haydar’ın yanındaki şahısla Şanlıurfa Jandarma Alay Komutanlığının içinde iki defa jandarma istihbarat mensuplarıyla görüştüğünü, üç defa dışarıda görüştüklerini ifade etti. Fotoğraf teşhisi yaptırdık ve konuyu Ankara’yla paylaştık, hatta Ebu Haydar’ı Emniyet Genel Müdürlüğümüzün bir uçağı aldı, Ankara’ya getirdi, sorgulandı, tekrar Urfa’ya geldi, biz tekrar şahsı sorguladık. Şahıs gerçekten muhaberata çalıştığına inanmış. Bombaların yapısından… Daha önceden biz bu bombaları alacaktık, tarihten yaklaşık beş ay önce, tarihleri verdi. Astsubay İrfan Çetinkaya, ismini zikredeyim efendim ve yanındaki uzman çavuşlara malzemelerin aktarımını yapacağımızı, bize yardımcı olmalarını söyledik, onlar “Tamam.” filan dediler, ses çıkmadı. Daha sonra bir daha bunlarla konuştuk, beş defa görüşmeleri var. Tabii, bu görüşmeler efendim HTS kayıtlarıyla filan hepsi desteklendi sonradan. Tabii, efendim, buradan biz şu sonucu çıkardık, bu İrfan Çetinkaya’da da “byLock” çıktı, uzman çavuşta da “byLock” çıktı, jandarma istihbaratın içinde Fetullahçı terör örgütünün tamamen hâkim olduğunu öğrendik efendim. Bombaların araştırılmasından ve tarihlerden baktığımızda biz neyi gördük? İlk buluşmadan sonra Ebu Haydar’ın almadığı bombayı başka birilerinin İstanbul’a sevk ettiğini ve İstiklal Caddesi patlamasının olduğunu tespit ettik. Diğer bombanın ise… Atatürk Havalimanı’nda yaklaşık 44 kişi şehit olmuştu. O patlamada kullanılan bombalar ile Ebu Haydar’da ele geçirilen bombaların aynı elden hazırlandığı, aynı ürün olduğu ve silahların dahi birbirinin benzeri olduğu ortaya çıktı ve bu görüşmenin de İstanbul’daki patlamadan kısa bir süre önce olduğu ortaya çıktı. Tabii, ilk anda biz bunları, sorguda verdiğinde Ebu Haydar, inanılacak bir durum olarak görmedik. Ancak işin tespiti noktasına geldiğimizde maalesef bu patlamalarda oradaki görevlilerin ihmali değil, kasıtları olduğunu anladık.”

Yukarda ifade edilen olaylar, duyumlar/telsiz görüşmeleri ve ele geçen malzemeler değerlendirildiğinde; darbe girişimine katılan FETÖ’ye üye şahısların güvenlik kuvvetlerine yakalanmamak maksadıyla DEAŞ ve PKK/KCK üyesi şahısların yardımıyla DEAŞ ve PKK/KCK terör örgütünün kontrolündeki bölgelere geçtikleri/geçebilecekleri, burada FETÖ mensuplarının tekrar toparlanarak önümüzdeki dönemde ülkemize yönelik diğer terör örgütleri ile birlikte canlı bomba, suikast, silahlı saldırı türü eylem yapabilecekleri, yapacakları eylemlerle Türkiye’de bir kaos ve iç savaş ortamı oluşturmaya çalışabilecekleri ortaya çıkmaktadır.



    1. FETÖ PDY’NİN 15 TEMMUZ ÖNCESİ SİYASETE MÜDAHALE TEŞEBBÜSLERİ



FETÖ yapılanması kendini güçlü hissettikçe siyasi iktidarlara yönelik taleplerini artırmıştır. Kendilerini eğitim ve medeniyet gönüllüsü bir sivil toplum hareketi olarak kamuya takdim eden bu yapı (FETÖ/PDY) zaman içerisinde büyük bir gizlilikle devletin bütün kurumlarına yerleştirdiği mensupları vasıtası ile kamuda etkin ve belirleyici bir konuma gelmiştir. Özellikle 2010 yılında Anayasada yapılan değişiklik sonrası yeniden şekillenen HSYK bu yapının elemanları tarafından ele geçirilmiş, yargıdaki kritik önemi haiz görevler bu örgüte mensup Cumhuriyet savcısı ve hâkimlere verilmiştir. Böylece söz konusu örgüt aşırı güç zehirlenmesine kapılarak devlet içinde devlet gibi davranmaya başlamıştır. Çoğu kanunsuz olan bu talepler yerine getirilmeyince, örgüt elindeki gücü kanunsuz bir biçimde kullanarak siyasi iktidara taleplerini kabul ettirmek istemiştir.

      1. 7 Şubat 2012 Tarihinde MİT Müsteşarının İfadeye Çağrılması



MİT Müsteşarının 7 Şubat 2012 tarihinde Savcılık Makamınca ifadeye çağrılması hadisesiyle Örgüt, siyasi iktidara ilişkin emellerini ilk kez açıkça ortaya koymuştur. Bu hadise ile ilk kez gerek kamuoyunda gerekse siyasi irade temsilcileri arasında Örgütün mahiyeti ve hedefleri konusunda ciddi şüpheler belirmiş ve Örgüte yönelik tedbirler alma fikri ilk kez etraflıca ve ciddi bir şekilde gündeme gelmiştir. 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün Komisyona gönderdiği 04.01.2017 tarih ve 103029 sayılı cevabi yazı ile Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Komisyona gönderdiği 09.01.2017 tarih ve 104997 sayılı cevabi yazıdan da anlaşıldığı üzere, MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması olayı ile Örgütün siyasi hedefler takip eden ve bu hedeflere ulaşmak için komplolar tertip eden bir yapı olduğu konusunda ilk ciddi belirtiler ortaya çıkmış ve Örgüt hakkındaki soru işaretleri somut bir şüpheye dönüşmüştür. Yine Sayın Ahmet Davutoğlu’nun bahsi geçen cevabi yazıda belirtildiği üzere, bu olayla birlikte ayrıca Örgütün dönemin hükümetinin varlığından ve yürüttüğü politikalardan rahatsız olan uluslararası güç odakları adına hareket ettiği de bir iddia olmaktan çıkarak somut bir veriye dönüşmüştür.

Olaya ilişkin adli süreç aşağıda sıralandığı şekilde seyretmiştir.

13.01.2012 tarihinde BDP Diyarbakır İl Teşkilatında arama yapılmış olup; aramada ele geçirilen hard diskin incelenmesinde, Hakan Fidan ve Afet Güneş'in PKK’nın Avrupa ayağı yöneticileriyle yaptığı görüşmelerin ses kayıtları olduğu değerlendirilen doküman elde edildiği iddia edilmiştir.

Söz konusu ses kayıtlarından bir kısmının medya da yer alması nedeniyle evrak tefrik edilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT Eski Müsteşarı Emre Taner, MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş ve iki MİT görevlisi haklarında; PKK terör örgütünün faaliyetlerine mani olma kapsamında yaptıkları çalışmalar esnasında "görev tanımları ile bağdaşmayacak şekilde hareket etmek suretiyle PKK/KCK terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek" suçundan soruşturma başlatılmıştır.

FETÖ, 7 Şubat 2012 tarihinde dönemin Başbakanının sağlık sorunları bulunmasını fırsat bilip yargıdaki militanları aracılığıyla MİT Müsteşarını ve diğer MİT personelini gözaltına almaya kalkışmıştır.

Bu arada TBMM tarafından 17.02.2012 tarihli ve 6278 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle 2937 sayılı Devlet istihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesinde bulunan “MİT menusplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.” ifadesi "MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250. maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır” şeklinde değiştirilerek, MİT mensuplarının soruşturulmasının Başbakanın iznine bağlı olduğu hükmü daha netleştirilmiştir.

Bu hüküm uyarınca MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilen kimselerin görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlara dair soruşturma Başbakan'ın iznine bağlanmıştır.

Yürütülen soruşturmanın anılan Kanun kapsamda bulunması nedeniyle, şüpheliler hakkında atılı suç dolayısıyla Başbakanlık tarafından 31.12.2012 ve 24.02.2013 tarihli kararlarla soruşturma izni verilmemiştir.

Soruşturma izni verilmemesi dolayısıyla adı geçenler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 22.03.2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

Komisyonun 9 Kasım 2016 tarihli toplantısında Komisyona bilgi veren MİT E. Müsteşarı Emre Taner, “7 Şubatta Fetullah Gülen şimdiki MİT Müsteşarını, beni, benim dönemimdeki yardımcımı, 2 MİT personelini yargı önüne çıkarmak için çok dehşetli bir kumpas kurmuştur. Ben KCK’nın kurucusuyum iddiaya göre” ifadelerine yer vermiştir.261

FETÖ, bu operasyon ile iki temel amaca ulaşmak istemiştir. Örgüt, çözüm sürecinin mevcut Hükûmet eliyle başarılması ihtimalinden rahatsızdır. Oslo sürecini akamete uğratmak amacı taşımaktadır. İkincisi ise örgüt, MİT Müsteşarlığına istediği ölçüde sızamamştır. Bu yolla MİT’i dağıtmak, yıpratmak ve tasfiye etmek istemiştir. Aynı zamanda, MİT müsteşarları üzerinden de dönemin Başbakanına siyasi hesap çıkarmaya çalışmıştır.

MİT Müsteşarının bu hukuksuz girişim karşısında siyasi iradeden aldığı destekle direnç göstererek ifade vermeye gitmemesi ve akabinde belirtilen yasal değişiklik sonrası operasyon başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Doğrudan Başbakana bağlı ve sorumlu olan MİT Müsteşarına yönelik operasyonda asıl hedefin Başbakan olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Yine Emre Taner; “Savcı-hâkim-polis üçlüsünün çalışmalarının hız kazandığı bir dönemin sonucu olarak görülmesi gerektiğini, bu adımla hedef büyütülerek MİT müsteşarları ve personeli üzerinden devletin ve Hükümetin tepe noktalarının zedelenmesi ve yargıya taşınmasının yanı sıra; yeterince ele geçirilemeyen ve canlı kaynaklar aracılığıyla istihbari faaliyet yürüten bir gizli servisin, büsbütün işlevsiz hâle getirilmesi, itibarsızlaştırılması, cezalandırılması ve nihayetinde tasfiye edilmesinin amaçlandığını” dile getirmiştir. 


      1. Dershanelerin Kapatılma Süreci



FETÖ, eğitim yapılanmasına özel bir önem vermiştir. Eğitim, örgüt açısından önemli bir finans kaynağı olmakla birlikte, örgütün asıl amacına uluşabilmesi için gerekli olan insan kaynağına uluşabilmenin ve örgüt sistematiğine göre insan yetiştirmenin önemli bir aracı olmuştur. Dershaneler de örgüt açısından, amaçlarına hizmet edecek elverişli bir kurum türü olarak kendini göstermiştir.

İlk dershane 1962 yılında açılmış, kısa sürede yaygınlaşmaya başlamış, özellikle de 80’li yıllardan itibaren ülke genelinde önemli sayılara ulaşmıştır. Dershanelerin açılmasında ve yaygınlaşmasında eğitim sistemlerinde küresel ölçekte meydana gelen gelişmelerin ülkemize doğrudan veya dolaylı etkisinin yanı sıra, ülkemizdeki eğitim sisteminin nitelik ve kapasite sorunlarına yönelik üretilen çözümlerin yetersiz kalmasının da önemli bir etkisi olmuştur. Öğrencilerin bir üst öğrenime geçmede tabi oldukları seçme sınavları ve üniversiteye yerleştirmede yapılan merkezi sınavların varlığı öğrencileri takviye dersleri almaya itmiştir. Eğitim kademeleri arasındaki geçiş sınavları ortaöğretim kurumları arasındaki çeşitlilik ve bu okullar arasındaki statü algısı ortaöğretime geçiş sınavlarını ortaya çıkarmıştır. Buna bağlı olarak dershaneler kısa sürede yaygınlaşmış ve önemli bir pazar haline gelmiştir. Dershaneler zamanla okullarda uygulanan öğretim programlarının işlevine zarar verecek bir noktaya gelmiştir. Öğrenciler okul saatleri dışındaki zamanlarını dershanelerde geçirmekte, hafta sonları da dahil zamanlarının önemli bir kısmını dershanelere ayırmak zorunda kalmışlardır. Hatta dershaneye gitmek isteyen öğrenciler belli dönemlerde rapor alma yoluna giderek, okul derslerini ihmal eder bir hale gelmiştir.

Belli bir siyasal amacı olan gruplar için dershaneler önemli bir insan kaynağı olarak da kullanılmıştır. Ülke genelinde eğitim açısından iddiası olan çocukların önemli bir kısmı dershanelere kayıt olmuş, bu durum da başarılı öğrencilerin seçimi ve yönlendirilmesinde planlı çalışan örgütler açısından önemli bir fırsata dönüşmüştür.

Dershanelerin oluşumu ve kitleselleşmesi FETÖ’nün ilgi alanına girmiş ve örgüt kısa sürede çok sayıda dershane açmıştır. Örgüt, öncelikle büyük şehirlerde oluşturmuş olduğu dershane zincirini kısa sürede tüm Anadolu kentlerine, hatta orta büyüklükte ilçelere kadar yaygınlaştırmıştır. Başta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde önemli kazançlar elde eden örgütün, tüm ülke genelinde yapılanması bu durumun örgüt açısından sadece eğitim veya ekonomik bir faaliyet alanı olmadığını ortaya koymuştur. Örgütün dershane yapılanmasındaki sistematiğini diğer örgüte ait diğer eğitim kurumlarıyla da birlikte incelediğimizde örgütün eğitim alanında elde ettiği gücü ve bu gücün ortaya çıkaracağı tesirleri tespit etmek mümkün olacaktır. Örgüt bu durumu ekonomik açıdan önemli bir rant haline getirirken, başarılı ve zeki çocukları elde etme boyutuyla da örgütsel bir ‘devşirme’ sistemi oluşturmuştur.

Örgüt, süreç içerisinde daha profesyonel bir yapılanmaya giderek ‘sınıflandırılmış’ dershaneler oluşturmuştur. Aynı il veya ilçede aynı yapıya ait farklı isim ve statülerde dershaneler açılmıştır. Örgüt bu yeni yapılanması ile bir taraftan, farklı fiyat politikaları uygulayarak sektörde bir tekel oluşturma yoluna giderken, diğer taraftan da farklı zeka veya başarı düzeyine sahip öğrencilerin devam ettiği farklı dershaneler oluşturmuştur. Örgüt, sınıflandırdığı bu dershanelerde uyguladığı fiyat politikalarıyla da farklı sosyo-ekonomik düzeydeki velileri kendi dershanelerine çekme yoluna gitmiştir. Buna bağlı olarak da çoğu zaman aynı cadde üzerinde farklı ekonomik seviyelere hitap eden ama aynı örgüte ait dershaneler ortaya çıkmıştır. Markalaştırılarak pazarlanan dershanelerde piyasanın çok üzerinde fiyatlara öğrenci kayıtları alınmış, bu yolla örgüte büyük paralar aktarılmıştır. Diğer taraftan, daha çok orta ve alt gelir guruplarına hitap eden örgüte ait dershanelerdeki öğrencilerden, örgüt açısından kazanılması hedeflenen öğrenciler üst sınıf dershanelere transfer edilerek bu öğrenciler örgüte kazandırma sürecine dahil edilmiştir.

Dershaneler örgüt mensuplarınca aynı zamanda bir örgüt eğitim kampı olarak kullanılmıştır. Örgüte ait hemen tüm dershanelerde, ‘beşinci kat’ olarak bilinen özel mekanlar oluşturulmuş ve bu katlar örgütsel faaliyetler için kullanılmıştır. Örgütün üst kademe yöneticilerinin en önemli buluşma yerlerinden birisi de yine dershanelerde oluşturulan bu bölümler olmuştur. Örgüt lideri Gülen de, öğrencilerle buluşmalarını belli dönemlerde dershanelerdeki bu özel alanlarda yapmıştır.

Örgüt zaman içerisinde kendi örgüt yapılanması için dershane sistematiğini geliştirmiştir. Örgüte mesafeli ailelere ve öğrencilerine ulaşmak amacıyla, bazı illerde farklı dünya görüşlerinin arkasına saklanarak farklı isimler adı altında dershaneler kurulmuştur. Bunun için farklı dünya görüşünden olduğu bilinen dershane zincirlerinden isim hakları alınmıştır. Bunun sonucunda örgüt, birbiriyle hiçbir bağı olmadığı zannedilen bir tür ‘kripto dershaneler’ oluşturmuştur. Yine örgüt, farklı kılık ve kisveye bürünen örgüt mensubu öğretmenleri farklı dershanelere yönlendirerek, bu dershanelerden öğrenci devşirme yoluna gitmiştir. Öğretmen içerisinde sağ, sol, liberal vb. rolleri üstlenen öğretmenler, farklı gruplara ait dershanelerle işe girip bu kurumlarda gizli bir şekilde örgüt faaliyetlerini yürütmüşlerdir. Ayrıca, kendisine biçilen ‘gelecek misyonu’ açısından örgüt dershanesinde öğrenim görmesi uygun görülmeyen öğrencilerin bir kısmı da farklı kurumsal yapılardaki dershanelere yönlendirilmiş, takip ve kontrolleri de örgüt tarafından bu dershanelere yerleştirilen öğretmenler tarafından yapılmıştır. Özellikle askeri okullar ile polis kolejlerine hazırlanan çocuklar ile yargı gibi gizli faaliyetler yürütmeyi planladıkları alanlara yönlendirilecek öğrencilerin örgüte ait olmayan dershanelerde öğrenim görmesi sağlanmıştır. Örgüt oluşturduğu bu militan ağıyla, bir taraftan da başka dershanelerden kendi kurumlarına öğrenci transfer etme yoluna gitmiştir.262

Yukarıda açıklanan etmenlere de bağlı olarak dershaneler sürekli büyüyen kurumlara dönüşmüştür. 1994-1995 eğitim-öğretim yılında 920 olan dershane sayısı ortalama her yıl 200 artarak 4.262 sayısına kadar ulaşmıştır. Dershaneye kaydolan öğrenci sayısı da sürekli bir artış göstererek kayıtlı öğrenci sayıları 1.280.297 sayısına kadar yükselmiştir. 2009-2010 eğitim öğretim yılından itibaren ise dershane sayısında düzenli bir düşüş başlamış ve dershanelerin dönüşümüne ilişkin düzenlemenim yürürlüğe girdiği 14 Mart 2014 tarihinde ise 3530 sayısına kadar gerilemiştir. FETÖ örgütü de bu süreçte tüm illerde ve önemli sayıda ilçede dershaneler açmıştır. Örgütün dershane sayısı bu dönemde 1000’i aşmıştır. Yaklaşık her üç dershaneden birini elinde bulunduran FETÖ örgütünün, bu kurumlardan elde ettiği maddi kazanç ve ulaştığı insan kaynağı ile diğer kamu kurumlarındaki örgütlü yapısı birlikte incelendiğinde, örgütün önemli bir yapılanmaya gittiği anlaşılmaktadır.

Örgüt, dershane yapılanmasının üzerinden önemli bir geliri de yayımları sayesinde elde etmiştir. Kaynak kitap, yardımcı kitap, soru bankası, dergi gibi yayımlar kaydolan her öğrenciye satılarak önemli bir gelir kalemi daha oluşturulmuştur.

Dershane sisteminin başta okullarımız olmak üzere eğitim sistemimizde açtığı derin yaraları tespit eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde dershanelerin kapatılması gerektiğine dair ifadeleri, örgüt mensupları arasında ciddi bir öfkeye neden olmuştur. Konuya ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması noktasında adımların atıldığı dönemde de örgüt devlet içerisindeki yargı ve emniyet mensuplarını kullanarak 17-25 Aralık darbe girişimini tertiplemiştir.

Dershanelerin dönüşümüne ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerince yapılan birçok çalışma ve toplantıyı sabote etmeye çalışan örgüt mensupları, illerde sektör temsilcileri ile yapılan değerlendirme toplantılarının gerçekleşmesini de engellemeye çalışmışlardır. Kendi örgüt mensuplarınca tepkisel eylemler yapılmış, bu durum örgüt medyası tarafından sektörün tepkisiymiş gibi haberlere kamuoyuna aktarılmıştır. Örgütün tüm tepkilerine rağmen, dershanelerin dönüştürülmesine ilişkin yasa 14 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6528 sayılı “Millî Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda önemli değişiklikler yapılmıştır. Yapılan düzenleme ile Kanunda yer alan ‘dershane’ ibaresi ile ‘dershane tanımı’ kanundan çıkarılmıştır. Yine Kanuna eklenen Geçici 5. madde ile; 1 Eylül 2015 tarihine kadar dershanelerin dönüşüm programına alınmasına, programa alınan dershanelerin 2018-2019 eğitim öğretim yılı sonuna kadar talep ettikleri özel öğretim kurumlarından birine dönüşmelerine hükmedilmiştir. Aynı Kanunun Geçici 5. maddesinin birinci fıkrasında; “Bu maddenin yayımı tarihide faal olan dershaneler ile Kanunda yapılan düzenlemelere göre gerekli dönüşümü tamamlamayan öğrenci etüt eğitim merkezlerinin eğitim öğretim faaliyetleri 1/9/2015 tarihine kadar devam eder” hükmüne yer verilmiştir. Bu fıkra ile dershanelerin 1 Eylül 2015 tarihine kadar farklı bir özel öğretim kurumuna dönüşmesine hükmedilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; “Bakanlık, bunlardan 1/9/2015 tarihine kadar başvuranları, belirlenecek esaslara göre uygun görülmesi halinde öğretim kurumlarına dönüşüm programına alır. Dönüşüm programına alınan kurumların, 2018-2019 eğitim öğretim yılının bitimine kadar mevzuatta öngörülen şartları karşılamaları kaydıyla dönüşebilecekleri okul ve diğer kurum türleri ile dönüşüm eses ve usulleri Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle düzenlenir” hükmüne yer verilerek, dershanelerin dönüşümleri için ihtiyaç duydukları süre kendilerine tanınmıştır. Yine aynı Kanuna eklenen Ek 1. madde hükümlerine göre; dershanelerde görev yapan ve belli şartları taşıyan eğitim personelinin kamuda öğretmen unvanlı kadrolara atanmasına hükmedilmiştir. Bu şekilde dershanelerde çalışan personelin herhangi bir şekilde mağduriyet yaşamamaları hedeflenmiştir. Bunun yanı sıra özel okullarda öğrenim gören öğrenciler için eğitim ve öğretim desteği ödenmesine hükmedilmiştir. Bu şekilde de dönüşüm programına dahil olan ve 2018-2019 eğitim öğretim yılı sonuna kadar mevcut binalarında eğitim yapacak bu kurumların desteklenmesi sağlanmıştır. 4706 sayılı “Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi Ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”a eklenen Geçici Madde 16 ile de; belli şartları taşıyan ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununa göre dönüşüm programına dahil olan, özel okula dönüşme taahhüdünde bulunan dershaneler için 10 yıla kadar bina kiralama, 25 yıla kadar ise irtifak hakkı tesis edilmesi hükme bağlanmıştır. Bu madde ile de 2018-2019 eğitim öğretim yılı sonuna kadar özel okula dönüşecek dershanelerin arsa ve bina sorununun çözülmesi amaçlanmıştır. Bu iki Kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; dershanelerin dönüşümünde dershane kurucularına özel okul veya talep edilen diğer özel öğretim kurumlarından herhangi birine dönüşme hakkının tanındığı, dönüşüm için gerekli sürenin verildiği, arsa ve bina desteğinin sağlanmasına yönelik tedbirlerin alındığı ve eğitim öğretim desteği uygulaması ile kurumların ve öğrencilerin eğitim süreçlerinin desteklendiği anlaşılmaktadır.

Yapılan düzenlemelerle dönüşüm programına alınan kurumların dönüşümleri için gerekli tüm kolaylıklarının alınmasına rağmen FETÖ mensupları, örgütün medya gücünü de kullanarak aleyhte bir propaganda sürecine hız vermiştir. Dershanelerin dönüşüm programına alınmasına ilişkin hükümlerin iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine açılan iptal davası sonrasında ise; FETÖ mensupları tarafından, yapılan düzenlemelerin iptal edileceğine ve dönüşüm programına müracaat edilmemesi yönünde ciddi bir baskının yapıldığı görülmüştür. Ancak yapılan kanun düzenlemeleriyle dönüşüm programına dahil olan dershanelere sağlanan önemli destek/avantajları da kaybetmek istemeyen örgüt, satın aldığı bazı dershaneler üzerinden dönüşüm programına dahil olma yoluna gitmiştir. Aynı şekilde farklı isimlerdeki bazı dershaneleri de programa dahil etmiştir. Örgüt bu süreçte, bir taraftan el altından dönüşüm programına kısmen dahil olurken bir taraftan örgüt medyasını da kullanarak düzenlemeler konusunda kara bir propaganda yapmış hem de sektöre programa dahil olmama noktasında baskı uygulamıştır.

Dershanelerin dönüşümüne ilişkin düzenlemelerin iptal edilmesine ilişkin davaya FETÖ mensupları da müdahil olmuştur. Anayasa Mahkemesi kararını 7 Haziran 2015 seçimlerinden kısa bir süre sonra 13.07.2015 tarihinde vermiştir. 24.7.2015 tarihli 29424 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kararda dershanelerle ilgili yapılan düzenlemelerin önemli bir kısmı iptal edilmiştir. Beş üyenin karşı oyları ve oy çokluğu ile alınan Kararda; yapılan düzenleme ile 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunundan “dershane” ibaresinin ve “dershane tanımının çıkarılmasına” ilişkin hüküm iptal edilmiştir. Yine Kanunun Geçici 5. maddesinde dershanelerin 1 Eylül 2015 tarihine kadar faaliyetlerine devam edebileceklerine ilişkin hüküm ile dershane öğretmenlerinin öğretmen ünvanlı kadrolara atanmasına ilişkin hüküm iptal edilmiştir. Bu iptal kararından sonra da örgüt mensupları, dönüşüm programına dahil olan dershanelerinin önemli bir kısmını programdan çıkardıkları gibi, diğer sektör temsilcilerine yönelik baskıyı da artırma yoluna gitmişlerdir.

Ancak, Anayasa Mahkemesi Kararlarının geriye doğru yürümemesi, kanun metninden çıkarılan bir hükmün çıkarılmasına ilişkin düzenlemenin Mahkeme tarafından iptal edilmesi ile eski hükmün Kanun metnine geri dönmemesi; Yasama Organı tarafından konuya ilişkin yeni bir düzenlemenin yapılmaması ve buna bağlı olarak da dershanelerin herhangi bir yasal dayanağının kalmamasına nedeniyle Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını da dikkate alarak, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda yer alan çeşitli kurslar tanımı kapsamında, Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde “Özel Öğretim Kursları”nı tanımlamıştır. Yönetmelik hükümlerine göre, her ders bir bilim grubu sayılacak ve bir kurs en fazla üç bilim grubunda faaliyet gösterebilecektir. Bu sınırlama ile Bakanlık, eğitim sisteminin asli unsuru olan okulların ötelenmesini ve öğrencilerin dershane gibi bir asli olmayan eğitim kurumlarının kıskacına girmesini engellemeyi hedeflemiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı sonrasında, 5580 sayılı Kanunun Geçici 5. maddesinin dönüşüm programına ilişkin iptal edilmeyen ikinci fıkrası hükümleri doğrultusunda, dershanelerin diğer özel öğretim kurumlarına dönüşümünü ilişkin iş ve işlemler Bakanlıkça tamamlanmış ve 1 Eylül 2015 tarihine kadar dönüşüm programına başvurular alınmaya devam etmiştir. Bu süre içerisinde Anayasa Mahkemesinin iptal ve gerekçeli kararları dikkate alınarak Bakanlık tarafından konuya ilişkin yapılan yeni düzenlemeler de örgüt mensuplarınca dava konusu olmuştur. Düzenlemelerin yer aldığı Yönetmelik ve Genelgelerin iptali doğrultusunda FETÖ tarafından Danıştay’a iptal davaları açılmıştır. Örgüte ait Pak Eğitim İşçileri Sendikası tarafından açılan ve Danıştay Sekizinci Dairesi’nde karara bağlanan davada, Bakanlık tarafından yapılan düzenlemelerin bir kısmı iptal edilmiştir. Danıştay 8. Dairesi tarafından 15/09/2016 tarihinde iki üyenin karşı oyu ve oy çokluğu verilen kararda, dershanelerin faaliyetlerinin sınırlandırılamayacağına dair karar çıkarılmıştır. Ancak Bakanlıkça alınan yeni tedbirler sayesinde, dönüşüm programına dahil olan kurumların özel bir öğretim kurumuna dönüşümleri sağlanmış, programa dahil olmayanların ise talep ettikleri herhangi bir özel öğretim kurumuna gerekli şartları sağlamaları kaydıyla dönüşmelerine imkan tanınmıştır. Örgütün tüm direncine rağmen eğitim sistemimizde bir kambura dönüşen dershanelerin faaliyetleri sona ermiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, dershanelerin kapatılması ile örgütün insan kaynağına çok önemli bir darbe vurulmuş ve arka bahçesi kurutulmuştur. Ekonomik açıdan da büyük zarara uğrayan örgütün, dershanelerin dönüştürülmesine yönelik asıl tepkisinin temelini, insan kaynağına vurulan bu darbe oluşturmaktadır. Dershaneler sayesinde çok geniş kitlelere ulaşabilen, öğrencileri istedikleri tasnife göre seçen ve istedikleri alana yönlendirerek, örgüt açısından kullanışlı bir pozisyona getiren örgüt, çalışma sistemindeki can damarını dershanelerin kapanmasıyla kaybetmiştir.



      1. 17-25 Aralık Yargı Darbesi Girişimi



17-25 Aralık süreci Fetullahçı Terör Örgütünün uluslararası odaklar adına hareket ederek siyasete müdahele eden kriminal bir örgüte dönüştüğü konusunda herhangi bir şüpheye yer bırakmayan ve Örgütün darbeci kimliğinin kesin bir gerçek olarak su yüzüne çıktığı dönem olmuştur.

Hükümeti ortadan kaldırmaya kararlı görünen örgüt tarafından 29 Mart 2014 yerel seçimlerine az bir zaman kala kamuoyunda yolsuzluk algısı yaratarak iktidar partisini önce yerel seçimlerde ardından yapılması muhtemel erken genel seçimde hezimete uğratmak ve iktidardan uzaklaştırmak için yargı ve emniyet teşkilatına sızmış militanları vasıtasıyla 17 Aralık 2013 günü rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kılıfı altında birbiriyle hiçbir bağlantısı olmayan 3 ayrı soruşturma dosyasından aralarında bakan çocukları, işadamı, banka yöneticisi, belediye başkanı ve bürokratların bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınarak operasyon başlatılmış, gözaltına alınanlardan bir kısmı tutuklanmıştır. Operasyonlar sonrası Hükümet temsilcilerinin yapmış olduğu açıklamalara karşı Fetullah Gülen tarafından 21 Aralık 2013 tarihinde beddualarla dolu bir cevap verilmiştir.

Hükümet 17 Aralık yargısal darbe girişiminden sonra durumun vahametini görerek 21.12.2013 günü Adli Kolluk Yönetmeliğinde değişikliğe gitmiştir. Kamuoyunda 17 Aralık operasyonları olarak bilinen bu soruşturmaların henüz etkileri devam ederken, oluşan yolsuzluk algısını devam ettirmek amacıyla 25 Aralık 2013 günü yine aynı örgüte mensup Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından ikinci bir operasyon için düğmeye basılarak aralarında dönemin Başbakanının oğlu ile 3. köprü ve 3. havalimanı gibi ülke ekonomisi açısından stratejik öneme haiz büyük projelere imza atan iş adamlarının da bulunduğu çok sayıda şüpheli için gözaltı kararları alınması yanında anılan iş adamlarının tüm malvarlıklarına el konulmuştur. Yapılan operasyondan sonra usulsüz soruşturma yürüttüğü için soruşturma evrakı elinden alınan Muammer Akkaş tarafından görevini yapmasının engellendiği şeklinde adliye önünde basın açıklaması yapılarak korsan bildiri dağıtılmıştır. FETÖ’nün kontrolündeki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından ise 26.12.2013 tarihinde kurumun internet sitesinden bildiri yayınlanarak 17-25 Aralık yargısal darbe girişimini gerçekleştiren örgüt militanlarına açık bir destek verilmiştir. Bu yargısal darbe girişimi sonunda ülke ekonomisi olumsuz yönde etkilenmiş ve ekonomik istikrar zarar görmüştür.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 15.11.2016 tarih ve 90836726-622-01-01-2016-41861 sayılı cevabi yazı ekinde gönderilen soruşturma raporlarının muhteviyatından anlaşılacağı üzere 17-25 Aralık soruşturmalarında görev alan Cumhuriyet savcısı ve hâkimlerin usulsüz iş ve işlemlerine ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişlerince yapılan inceleme ve soruşturmalar sonucunda sözü edilen Cumhuriyet savcısı ve hâkimlerin Fetullah Gülen’in liderliğini yaptığı FETÖ’ye üye oldukları belirlenmiş ve yürütülen soruşturmalarda özetle aşağıda yer verilen usulsüzlükler tespit edilmiştir.

17 Aralık soruşturmaları yönünden tespit edilen usulsüz iş ve işlemlerin;

  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı çalışma talimatına aykırı davranılmak suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti bakanlarına suç isnadını içeren soruşturma evrakının Cumhuriyet başsavcısı ya da başsavcı vekili tarafından yürütülmesi için özel soruşturma bürosuna devredilmediği,

  • Soruşturmada hedef şahıslar olmadıkları, dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı da bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan 61. Hükümetin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir kısım bakanların hedef şahıslarla olan görüşmelerinin kayıt altına aldırılıp tape haline getirtildiği,

  • Anayasa’nın 100. ve TBMM İçtüzüğünün 107. maddelerine aykırı olarak bir kısım bakanlar hakkında soruşturma yürütülerek suç isnadında bulunulduğu, kolluğa hazırlatılan fezlekede adı geçenlere ait çok sayıda telefon görüşmelerine yer verildiği,

  • Yürütülen soruşturmalarda şüphelilere ait telefonlarla ilgili iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayıt altına alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla ilgili mahkemelerden kararlar alındığı, dinlemeler hâlen devam ettiği, soruşturma evrakı henüz tekemmül etmediği halde, kamuoyunda algı oluşturmak gayesiyle birbiriyle bağlantılı olmayan soruşturma dosyalarında aynı gün operasyon talimatı verilerek 60’a yakın şüphelinin aynı zamanda gözaltına aldırılıp, haklarında tedbir talebinde bulunularak, oluşturulan algının etkisi ile ekonominin bozulmasına ve Halk Bankasının zarara uğramasına neden olunduğu,

  • Her iki soruşturma evrakı da kendisinden alınarak başka Cumhuriyet savcısına devredilmesine ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlanmış olmasına karşın, kamuoyunu provoke etmek, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını ve idarecileri itibarsızlaştırmak amacıyla Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’nın, bahsedilen soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesine, takipsizlik kararının gerekçesindeki "... Recep Tayyip Erdoğan'ın isminin soruşturma dosyasında bulunmadığı, özel olarak Bilal Erdoğan hakkında dinleme kararı olmamasına rağmen usule aykırı olarak haklarında dinleme kararı olan kişiler üzerinden dinleme yapıldığı,..." şeklinde açıklamadan anlaşıldığı üzere müşteki hakkında iddia edilen bir suçlama da bulunmamasına rağmen, kendi ifadeleriyle operasyonun asıl hedefinin o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu, ekip olarak keyfi alınan kararlar ile usulsüz işlemler yaptıklarını itiraf ettiği, müştekinin adının dosyada olmayışını da yeterli kanıtın olmadığı gerekçesine dayandırarak müştekiye attığı iftiraya uydurma bir zemin hazırladığı,

  • 17 Aralık soruşturmalarında koordinatör Başsavcı Vekili olarak görev yapan Zekeriya Öz’ün 02.08.2015 günü şahsi twitter hesabından yaptığı “Gezi olaylarına PKK müdahil olsaydı şu an hükümet edenlerin bu makamda oturma imkânları olmayacaktı. PKK kimden emir aldıysa katılmadı, Gezi olaylarına PKK nedense hiç katılmadı ve müdahil olmadı. Bu konu PKK tarafından pişmanlık olarak dile getirildi, Gezi olaylarının çözüm süreciyle alakasının olmadığını bilmeyen bir geçici Başbakan tarafından yönetiliyoruz” içerikli paylaşımı ile de hükümeti yıkma kastını ortaya koyduğu,

25 Aralık soruşturması yönünden tespit edilen usulsüz iş ve işlemlerin;

  • İhaleye fesat karıştırmak, örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak ve rüşvet suçları TMK’nın 10. maddesiyle görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinin görev alanına girmemesine rağmen 06.03.2012 tarihinden itibaren soruşturmanın yetkisiz olarak yürütüldüğü,

  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı çalışma talimatına aykırı davranılmak suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bakanlar ve milletvekillerine suç isnadında bulunulan soruşturma evrakının Cumhuriyet başsavcısı ya da başsavcı vekili tarafından yürütülmesi için özel soruşturma bürosuna devredilmediği,

  • Hedef şahıslar olmadıkları, dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı da bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan 61. Hükümetin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bir kısım bakan ve milletvekillerinin muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla olan görüşmelerinin kayıt altına aldırılıp tape haline getirtildiği,

  • CMK'nın 140. maddesinde şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve iş yerlerinin teknik araçlarla izlenerek ses veya görüntü kaydı alınabileceği hüküm altına alınmışken, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 14/10/2012 günü saat:13:30 sıralarında Üsküdar İlçesinde bulunan evinde (Y.E.K.) isimli şahısla buluştuğuna dair cell-harita görüntüsünün tutanak altına aldırılarak, bu hususa soruşturma evrakında yer verildiği,

  • Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a ulaşmak gayesiyle, CMK’nın 135/1. maddesinin aradığı “suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” hususu araştırılmadan, danışmanları (A.Ü.), (M.V.) ve (Ş.K.) hakkında iletişimin tespiti talebinde bulunularak telefon görüşmelerinin kayıt altına aldırıldığı,

  • Anayasa’nın 100. ve TBMM İçtüzüğünün 107. maddelerine aykırı olarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve bir kısım bakanlar ile ilgili soruşturma yürütülerek suç isnadında bulunulduğu, kolluğa hazırlatılan fezlekede adı geçenlere ait çok sayıdaki telefon görüşmelerine yer verildiği,

  • 17 Aralık operasyonu olarak da adlandırılan tahkikatın oluşturduğu etkiyi devam ettirmek amacıyla, yürütülen soruşturmada, 26.10.2013, 18.11.2013, 22.11.2013, 27.11.2013, 29.11.2013, 03.12.2013, 15.12.2013, 17.12.2013, 18.12.2013 tarihlerinden geçerli olmak üzere 1 veya 3 aylık sürelerle iletişimin tespit ve kayda alınması yönünde mahkemelerden kararlar alındığı, dinlemeler halen devam ettiği, soruşturma evrakı henüz tekemmül etmediği halde, yolsuzluk olduğu iddia edilen işlemlere ve ihalelere ilişkin hiçbir belge veya dosya getirtilmeden, bunlarla ilgili hiçbir inceleme ve araştırma yapılmadan 17 Aralık soruşturmalarıyla eşzamanlı operasyon yapabilmek için alelacele kolluk görevlilerinden fezlekeyi tanzim etmeleri istenerek mahkemeden tedbir taleplerinde bulunulduğu,

  • Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın uhdesinde bulunan soruşturma kapsamı hakkında basın ve yayın organlarına bilgi vermesi ve basın açıklaması yapmasının sonucu olarak; kamuoyunda hükümetle ilgili olumsuz algı oluşmasına ve ekonominin bozulmasına neden olunduğu,

Hususlarına ilişkin olup, kısaca değinilen usulsüz iş ve işlemler nedeniyle ilgili Cumhuriyet savcıları ve hâkimler hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişlerince meslekten çıkarılmaları ve kovuşturulmaları yönünde soruşturma raporları düzenlenmiş, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesi tarafından da sözü edilen kişilerin meslekten çıkarılmalarına ve kovuşturulmalarına karar verilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin kovuşturma kararı üzerine ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenerek ilgililerin yargılamasına ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay’da devam olunduğu, yine 25 Aralık soruşturmasında görev alan kolluk görevlileriyle ilgili olarak da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 28.09.2015 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılamanın devam ettiği anlaşılmıştır.

Kamuoyunda ‘17-25 Aralık operasyonları’ olarak bilinen soruşturmalar niteliği itibariyle, yargı içine sızmış FETÖ’ye mensup bir kısım Cumhuriyet savcısı ve hâkimlerin, aynı örgüte mensup İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli bir kısım polis amir ve memurlarıyla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, ayrıca bu yapının kontrolündeki basın ve yayın kuruluşlarının da desteğini alarak örgütün amaçları doğrultusunda planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kılıfı altında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya yönelik bir yargısal darbe girişimidir.



    1. FETÖ’NÜN SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ OLDUĞUNA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME



Sözde “Altın Nesil” yetiştirmek amacıyla yola çıkan örgütün, ılımlı İslam’ı savunan ve radikalleşmeye karşı barışçıl dini motifli söylemleriyle dünyanın ve ülkemizin her kesiminden taraftar bulduğu, eğitim kurumlarında ağabeylik-ablalık sistemiyle geniş kitlelere ulaştığı, özellikle mülki idare, adliye ve emniyet teşkilatları içerisinde kadrolaştığı, her bakımdan yasa dışı bir örgüt niteliğini aldığı (hücreler şeklinde teşkilatlandığı, kod adları kullandığı, bir istihbarat örgütü gibi hareket ederek devlet kadrolarını ele geçirmeye çalıştığı) ve Fetullah GÜLEN’in temel hedefinin kâinat imamı olarak dünyada büyük bir egemenlik kurmak olduğu, grubunun genel anlamda fetih olarak adlandırılan bu amaç etrafında faaliyet gösterdiği ve amaçlarına ulaşmak için her yolu mubah gören bir anlayışla hareket ettikleri görülmüştür. Sivil toplum örgütü olarak kendini tanımlayan bu yapının açık ve şeffaf olması gerekirken bir istihbarat örgütü gibi “kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar ve gizli yöntemler” kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurt dışından idare etmesi ve örgüt liderinin Türkiye’ye gelmekten imtina etmesi, hasımlarını saf dışı bırakmak için her türlü baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanması¸ çeşitli yabancı misyon temsilcilikleriyle mahiyeti bilinmeyen temaslarda bulunması, söz konusu örgütün casusluk faaliyetlerini de kapsayan organize bir suç teşkilatlanması olduğunu ortaya koyan unsurlardandır. Bu kapsamda örgütün, Türk Devletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak/ele geçirmek, devletin iç ve dış güvenliğini bozmak amacını güttüğü ve bu kapsamda faaliyet yürüttüğü açıktır. Yerleşik yargısal içtihatlarda ifade edildiği üzere; bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, a- Hiyerarşik yapıya, sıkı bir disipline, eylemli bir işbirliğine sahip olan ve en az üç kişiden oluşan, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bir örgüt mevcut olmalıdır, b- Bu örgüt, Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan (devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, düşmanla işbirliği yapmak, devlete karşı savaşa tahrik, temel millî yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama, yabancı devlet aleyhine asker toplama, askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma, düşman devlete maddi ve mali yardım; Anayasayı ihlal, Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan) suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş olmalıdır, c- Bu örgüt silahlı olmalıdır. FETÖ’nün lider kadrosunun hedefinin devleti ele geçirmek olduğu, devletin silah kullanma yetkisini haiz kurumları olan Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet içindeki örgütsel kadrolaşma çabalarının bu asıl hedefe giden uzun yolun birer kilometre taşı olduğu, fakat gizlilik ile hareket ederek takiyye esaslarına göre örgütlenmeyi ve gerçek yüzünü gizlemeyi büyük bir başarı ile gerçekleştiren FETÖ’nün tam da yukarıda tanımı yapılan silahlı terör örgütü niteliğinde olduğu görülmektedir. Örgüt ideolojisi çerçevesinde bağlılarının ideolojik dönüşümünü sağlayacak eğitim sistemi ve materyallere sahip olup hücre tarzındaki yapılanma suretiyle örgüt mensuplarının birbirleri arasında haberleşme, emir-talimat alışverişi, hiyerarşik emir-komuta sistemi bulunmaktadır. Bu hiyerarşi içerisinde alttan yukarıya doğru rapor, yukarıdan aşağıya doğru emir ve talimat gönderilmekte, örgüt mensuplarının yeni mensuplar kazanma faaliyetleri çerçevesinde yeni çocuk ve gençler örgüte katılmaya ikna edilmekte, ideoloji doğrultusunda eğitilip yetiştirilerek örgütün kadrolarına dâhil edilmektedir. FETÖ’nün bu niteliğinin farkına varılması üzerine 30 Ekim 2014 tarihli MGK bildirisinde Paralel Devlet Yapılanması olarak yer alan örgüt Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde “Legal Görünümlü İllegal Yapılar” başlığı altında “Paralel Devlet Yapılanması” adıyla yer almış ve legal görünümlü “İllegal Hiyerarşik” yapılanma olarak açıklanmıştır. Söz konusu gelişmeler doğrultusunda J.Gn.K.lığınca da 8 Ocak 2016 tarihli komuta katı onayı ile FETÖ mevcut terör örgütleri listesine dahil edilmiştir. FETÖ’nün terör örgütü niteliğine ilişkin değerlendirmelerden birisi de Anayasa Mahkemesinin 04.08.2016 tarihli kararında yer almaktadır.263 Burada değinildiği üzere, süreç içinde Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından FETÖ’nün milli güvenliği tehdit ettiğine, bir terör örgütü olduğuna ve diğer terör örgütleri ile işbirliği yaptığına dair kararlar verilmiştir. Bu bağlamda MGK Genel Sekreterliği tarafından Kurul toplantılarına ilişkin basın duyurularının FETÖ ile ilgili değerlendirme yapılan kısımları şöyledir;

a. 26/2/2014 Tarihli Toplantıda “Ülke genelinde güvenliği ilgilendiren hususlar ve yürütülen çalışmalar değerlendirilmiş; bu kapsamda halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanmalar ve faaliyetler görüşülmüştür.”

b. 30/4/2014 Tarihli Toplantıda “Ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanmalar ve bunlara yönelik olarak alınan tedbirler değerlendirilmiştir.”

c. 26/6/2014 Tarihli Toplantıda “Devlet içindeki illegal yapılanmalara yönelik olarak yürütülen adli ve idari işlemler hakkında Kurul’a bilgi sunulmuştur.”

d. 30/10/2014 Tarihli Toplantıda “Milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”

e. 30/12/2014 Tarihli Toplantıda “Paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlarla yürütülen mücadele hakkında Kurul’a bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”

f. 26/2/2015 Tarihli Toplantıda “Paralel devlet yapılanması ve legal görünüm altında faaliyet gösteren illegal oluşumlara karşı yürütülen ulusal ve uluslararası çalışmalar hakkında Kurul’a bilgi sunulmuştur.”

g. 29/4/2015 Tarihli Toplantıda “Milli güvenliği tehdit eden paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlara karşı yürütülen mücadele hakkında tafsilatlı bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesine vurgu yapılmıştır.”

h. 29/6/2015 Tarihli Toplantıda “Milli güvenliğimizi tehdit eden, başta paralel devlet yapılanması olmak üzere, tüm yasadışı oluşumlara karşı yürütülen mücadeleye kararlılıkla devam edileceği bir kez daha dile getirilmiştir.”

i. 2/9/2015 Tarihli Toplantıda “Paralel devlet yapılanmasıyla, yurt içinde ve yurt dışında, illegal ekonomik boyutu da dâhil olmak üzere sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği belirtilmiştir.”

j. 21/10/2015 Tarihli Toplantıda “Milli güvenliğimizi tehdit eden ve terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket eden paralel devlet yapılanmasına karşı yürütülen kararlı mücadelenin çok yönlü olarak sürdürüleceği teyit edilmiştir.”

k. 18/12/2015 Tarihli Toplantıda “Paralel devlet yapılanmasıyla yurt içinde ve yurt dışında sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği teyit edilmiştir.”

l. 27/1/2016 Tarihli Toplantıda “Millî güvenliğimize yönelik iç ve dış tehditler ile … paralel devlet yapılanmasına … karşı yurt içinde ve yurt dışında sürdürülen mücadele etraflıca değerlendirilmiştir.”

m. 24/3/2016 Tarihli Toplantıda “Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler kapsamlı şekilde görüşülmüştür. Bu çerçevede; … paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirlerin uygulanması üzerinde durulmuştur.”

n. 26/5/2016 Tarihli Toplantıda “Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler, terör ve teröristle mücadelede gelinen aşama, millî güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirler görüşülmüştür.”

Fetullah Gülen’in de aralarında olduğu örgütün 73 yöneticisi hakkında silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, siyasi ve askeri casusluk yapma, zimmet, nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına verme, yayma, ele geçirme suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır.264

Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/74 esas-2016/12 karar sayılı 16 Haziran 2016 tarihli kararında ise özetle; Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere Anayasal düzene karşı işlenen suçlarda manevi cebrin de yeterli olacağı, bununla birlikte Terörle Mücadele Kanununda belirtilen “cebir ve şiddet kullanarak” kavramının içerisinde cebir veya şiddet kullanılacağına ilişkin güncel tehdidin de bulunduğu, bu kapsamda değerlendirme yapıldığında mahiyeti gereği silahlı olarak Emniyet, Jandarma ve Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde devletin hiyerarşisinden ayrı bir hiyerarşi kurarak ve bu hiyerarşiye sıkı bağlılıkla hareket eden bu örgütün, “terör örgütü ile mücadele” adı altında yetkilerini görevlerinin gereklerine aykırı kullanmak suretiyle amaca ulaşmak için toplum üzerinde baskı, korkutma, sindirme ve yıldırma yöntemi kullanarak işlemler yaptığı ve bu işlemleri kendisine bağlı medyada yayınlamak suretiyle korkutma ve sindirme politikasının ülke geneline yayılmasını sağladığı, bu itibarla örgütün hem manevi cebir ve şiddet kullanmak suretiyle hem de MİT tırlarının durdurulması olayında olduğu gibi doğrudan cebir ve şiddet kullanarak ve ele geçirmeye çalıştığı kurumların emniyet ve askeri kurumlar olması nazara alındığında cebir ve şiddet kullanımına ilişkin güncel tehdidin de bulunması göz önüne alındığında silahlı terör örgütünün yönetsellik, amaç, elverişlilik ve süreklilik unsurlarını gösterdiği dile getirilmiştir.

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsünden önce örgütün, insan öldürmeye fiziksel eğitimleri edindiği ve bu doğrultuda silah kullandığına dair kesin bir tespit yapılamamakla birlikte, örgütün kasıtlı olarak sızdığı/sızmaya çalıştığı devletin güvenlik kurumlarının hâlihazırda silah kullanma hususunda yetkilerinin ve fiziksel eğitimlerinin bulunması örgütün bu yöndeki eğilimini net bir şekilde göstermektedir. Kaldı ki nihai amacı devleti ele geçirmek olan FETÖ, bu amacını gerçekleştirmek yolunda en kapsamlı adımını 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirmiş, devletin silahlarını millete çevirerek tarihimizdeki en kanlı terör eylemini gerçekleştirmek suretiyle asker, polis ve sivil olmak üzere 249 insanımızın şehit ve 2.301 insanımızın yaralanmasıyla sonuçlanan darbe teşebbüsünde bulunmuş, silahlı terör örgütü olduğuna dair geçmiş tespitlerin haklılığını gözler önüne sermiştir.

İKİNCİ BÖLÜM
FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN (FETÖ) 15 TEMMUZ 2016 TARİHLİ DARBE GİRİŞİMİ
(KRONOLOJİK SEYRİ, BASTIRILMASI VE ETKİLERİ)





    1. FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN (FETÖ) 15 TEMMUZ 2016 TARİHLİ DARBE GİRİŞİMİ



      1. Darbe Girişimi Öncesi Genel Durum



15 Temmuz Darbe Girişimi, amacına ulaşamamış olsa da, Türk siyasi hayatında meydana gelen en önemli ve belirleyici olaylardan biridir. Bu darbe girişimi ele alınırken, kalkışmanın yaşandığı dönemdeki toplumsal şartların analiz edilmesi, darbe girşimi hakkında aydınlatıcı olacaktır. 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesinde ülkemizde meydana gelen olaylar, bu darbeyi planlayan odakların darbeye zemin hazırlamak amacıyla içte ve dışta meydana gelen olayları kendi gizli ajandaları çerçevesinden halka yansıtma gayreti içinde olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu konuda, darbe girişimi sırasında TRT’de okutulan Yurtta Sulh Konseyi basın bildirisinde de, darbecilerin ülke içindeki ve dışındaki durumu nasıl gördüklerine ve halka nasıl yansıtmak istediklerine ilişkin ipuçları bulmak mümkündür.265

15 Temmuz gününe gelindiğinde, yurtiçindeki tabloya bakıldığında ilk göze çarpan husus, ülkenin istikrarına kasteden birden fazla terör örgütüyle aynı anda mücadele edilmekte olduğu gerçeğidir. Çözüm sürecini bitirerek “ateşkesi bozduğunu” açıklayan PKK terör örgütü, ülkemizin istikrar ve güvenliğini hedef alan diğer bir terör örgütü DEAŞ ve yıllar boyunca devlet idaresine paralel bir yapılanma örgütlediği ortaya çıkan FETÖ, bu süreçte ülkemizin karşı karşıya kaldığı başat terör örgütleridir.

Yurtdışındaki tabloya bakıldığında ise, Avrupa Birliği ile vatandaşlarımızın AB ülkelerine vizesiz seyahatini öngören düzenlemelerin gündemde olması, düzensiz göçün önlenmesi bağlamında AB ülkeleriyle yakın mesai, Rusya ile “uçak krizinden” sonra düzelme aşamasına gelen ikili ilişkiler, keza diğer ülkelerle ikili ilişkilerdeki istikrarlı seyir, ülkemizin dış ilişkileri açısından da darbe öncesi dönemin Türkiye için, bölgesinde istikrarsız ülkelerin varlığına karşın, “aşılmaz sorunlar” barındırmadığı söylenebilir.

Bu örneklerden de görülebileceği üzere, 15 Temmuz’a giden süreçte ülkede siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda darbecilerin “darbeye zemin hazırlayacak ortam” bulunduğuna dair beklentisi toplumda karşılık bulmamıştır.


Dostları ilə paylaş:

©2018 Учебные документы
Рады что Вы стали частью нашего образовательного сообщества.
?


elmi-redaktorlar-ziz-62.html

elmi-redaktorlar-ziz-67.html

elmi-redaktorlar-ziz-71.html

elmi-redaktorlar-ziz-76.html

elmi-redaktorlar-ziz-80.html